İşgalci Emperyalist Ülkeler Venezuela’ya savaş ilan etti

03.08.2017

26 views Kişi Okumuş

0 Yorum

İşgalci Emperyalist Ülkeler Venezuela’ya savaş ilan etti

Özgür Uyanık/ Caracas

Geçtiğimiz Pazar günü gerçekleşen Kurucu Meclis seçimlerinde büyük bir halk desteği sağlayan Bolivarcı yönetime karşı emperyalist cephe savaş ilan etti. Türkiye’de de Venezuela’ya saldırının işareti her zaman olduğu gibi Ertuğrul Özkök ve Doğan Medya’dan geldi. Özkök, ABD bildirisiyle eş zamanlı kaleme aldığı yazısında daha da ileri giderek yalnızca Maduro’yu değil devrim lideri “Comandante” Chávez’i de diktatör ilan etti. Özkök’ün yazısında, eğer ölmeseydi Chávez’in koltuğu bırakmayacağını ima etmesi ise dikkat çekti. Bu yaklaşım saldırının yalnızca Venezuela’yı değil her ülkenin bağımsız adımlar atma eğilimindeki liderlerini hedef aldığı ortada. Yani Özkök demek istiyor ki bu “diktatörlerden” kurtulmamızın tek yolu ölümdür!

Bağımsız bir devlet olan Irak’ın bölünmesi anlamına gelecek Barzani referandumunu meşru bulduğunu açıklayan Trump yönetimi egemen bir ülke olan Venezuela’nın anayasasına ve kanunlarına uygun biçimde gerçekleştirdiği seçimi, gayrı meşru ilan etti.

Emperyalist Cephenin bu iki yaklaşımı bize Venezuela’ya yönelik saldırının yalnızca Latin Amerika’yla sınırlı olmadığını gösteriyor.

ABD KUŞATMAYI DARALTIYOR

Kuzey Amerika ve Avrupa ittifakı Venezuela üzerindeki ekonomik ve siyasi ambargoyu giderek sertleştirdi. Son bir yıldır da Venezuela’nın tüm uluslararası hesapları kapatıldı. Bu nedenle ilaç, gıda, temizlik malzemesi gibi temel tüketim mallarını dışarıdan tedarik edemez hale geldi. Uzun ihtiyaç kuyrukları ortaya çıktı. Aynı dönemde muhalefet sokakları işgal ederek şiddet hareketini başlattı. Ukrayna’yla birlikte ilk ayaklanmasını gerçekleştirdi. Olaylarda 43 kişi hayatını yitirdi. Kalkışmayı yöneten faşist lider Leopolde Lopez tutuklandı. İkinci kalkışma, geçtiğimiz Nisan başında ABD’nin denetimindeki Amerikan Devletleri Örgütü OEA’nın Venezuela’yı hedef almasıyla başladı. Geçen üç ay içinde yüz kişi terör saldırılarından kaynaklı yaşamını yitirdi.

Emperyalist destekli karşı devrimci kalkışmayı durdurma kararı alan Bolivarcı başkan Nicolas Maduro, anayasanın tanıdığı yetkiyle Kurucu Meclis için halka çağrı yaptı. Yüksek Seçim Kurulu anayasal zorunluluğu gereği seçim sürecini başlattı. Muhalefet, Kurucu Meclis çalışmalarını hemen reddetti. Seçim Kurulu 16 Temmuzda seçime halkın ilgisini ölçmek için bir deneme yapma kararı aldı. Buna karşı muhalefet kendi referandumunu yapacağını ilan etti. Muhalefetin referandumu hiçbir kayıt ve denetime tabi değildi. Kamera kayıtları otobüslerle aynı kişilerin bir merkezden ötekine taşındığını gösteriyordu. Hatta bir gazeteci denemek için 17 kez oy verip kendini kaydetmişti.

Muhalefetin örgütlenme ve süreci yönetmekteki beceriksizliği bir kez daha ortaya çıkınca ABD Başkanı Trump doğrudan onların sözcülüğe soyundu. Kurucu Meclis seçimleri ertelenmezse Venezuela’ya karşı her türlü tedbiri alacağını açıkladı.

DEVRİM HALKIN DESTEĞİYLE YÜRÜYOR

30 Temmuz Pazar günü terör çeteleri altı kentte seçimin gerçekleşmesini engelledi. En az 13 kişi katledildi ve yüzlerce kişi saldırılarda yaralandı. 206 seçim makinası yakıldı. Birçok merkezde otobüslerin çalışması engellendi. Tüm bunlara rağmen halkın %42’si sandıklara giderek devrime olan desteğini ortaya koydu. Sekiz milyonun üzerindeki bu seçmen desteği devrim süresince alınan en yüksek oy oranı demek oluyor. Son başkanlık seçimlerinde Maduro 7 milyon 505 bin oyla seçilmişti. Halk bağımsızlık ve devrimi yaşatma uğruna her türlü fedakarlığa hazır olduğunu ortaya koydu.

 

UTANMAZLAR KULÜBÜ, VENEZUELA’YA KARŞI

Öncelikle ABD dahil hiç kimse seçim sonuçlarının doğru olmadığını iddia edemiyor. Seçime katılım oranı %100 bile olsaydı muhalefetin, Bolivarcı yönetime olan desteği aşamayacağı da ortadayken neden Maduro diktatör ilan ediliyor? Üstelik Maduro bu Kurucu Meclisin yapacağı yeni anayasayla yetkilerini kaybediyor. Nasıl bir diktatör yetkilerini halka devreder?

ABD-AB emperyalist cephesi, yanına Latin Amerika’daki işbirlikçi yönetimleri alarak Venezuela üzerindeki kuşatmayı daralttı. Meksika, Arjantin, Şili, Perú, Panamá, Kolombiya, Paraguay, Brezilya, İspanya ve Kosta Rika seçimleri tanımadığını ilan etti.

Tabloya bakın: Son on yılda 150’den fazla gazetecinin öldürüldüğü ve günde ortalama 60 cinayetle şiddette dünya birinciliğini bırakmayan Meksika, Venezuela’ya barış dersi veriyor. Arjantin’de geçen yıl iktidara gelen ve bir yıl içinde 50 milyar dolar dış borç alarak –bir dünya rekoru- ülkesini iflasa sürükleyen Mauricio Macri yönetimi Maduro’ya nasıl devlet yönetilir öğretmeye kalkıyor. Eğitim ve hizmetlerinin İngitere’den pahalı olduğu, siyasi temsil hakkının bile tartışmalı olduğu, her gün sokaklarda protestoların bitmediği Şili sosyal uzlaşmadan bahsediyor. Yedi milyon insanı paramiliter ve narko terör sebebiyle zorunlu göçe tabi tutulan, hiçbir seçime %40’tan çok seçmenin katılmadığı Kolombiya, Venezuela’ya meşruluk dersi veriyor. Ülkenin ekilebilir topraklarının %90’ı %1’lik elit bir kesimin elinde olan uyuşturucu iktidarı Paraguay yönetimi Venezuela demokrasisini beğenmiyor. Siyaset kurumu boğazına kadar yolsuzluğa batmış, yargısı İngilizlerin, ordusu ABD’nin denetimine girmiş, sistemi kaosa dönüşmüş, Meksika’dan sonra en çok cinayetin işlendiği Brezilya, Venezuela’da iç barış olmadığını iddia ediyor.

Peki ya seçimleri daima şaibeli ABD’ye ne demeli? İspanya yeterli halk desteği olmadığını iddia ediyor. Oysa aynı ülkede 2005 yılında yapılan AB anayasası referandumuna katılım %42 olduğunda bunu demokrasinin zaferi saymışlardı.

Şili’de 2013’teki son başkanlık seçimlerine katılım oranı %41, Kolombiya’da %34, 1996’da ABD’de Clinton %49, Bush seçildiğinde ise %50 katılım vardı. Üstelik tüm bu seçimler Venezuela gibi terör ortamında gerçekleşmedi. Ne otobüsler ne seçim merkezleri yakıldı. Oy vermeye giden insanlar da öldürülmedi.

KURUCU MECLİS SEÇİMLERİ NE ANLAMA GELİYOR?

Venezuela’daki durum somut olarak iç ile dış düşmanın bir tekleşmesi olarak özetlenebilir. Venezuela’daki Bolivarcı Devrim’in kaynakları millileştirmesi ve siyaseten tam bağımsız bir ülke yaratması karşı komşusu ABD’de en yakın tehdit olarak değerlendirildi. Venezuela’nın Karayip bölgesinde en uzun sahili olan stratejik konumu ve dünyanın en zengin petrol-gaz-altın madenlerine sahip olması ABD’nin çıkarlarını birinci derecede ilgilendiriyordu. Bolivarcı Devrimi yıkmak için askeri darbe dahil her yolu denedi. Devrim lideri Comandante Chávez’in ölümü bu çabaları artırdı. Muhalefete olağanüstü bir uluslararası destek sağladı. Sokak terörü örgütlenerek paramiliter çetelere dönüştü. Sağ cephe, seçim sisteminden faydalanarak mecliste çoğunluğu ele geçirdi; Anayasa Mahkemesi’ni, Yüksek Seçim Kurulunu ve dahası devlet başkanı Maduro’yu tanımıyor. Açıkçası sistem tıkandı. Yeni bir toplumsal sözleşme ihtiyacı doğdu. Kurucu Meclis yeni bir anayasa ve yürütme sistemi kurmak için toplanıyor. İşçi, öğrenci, köylü, sosyal örgüt- sendika temsilcileri, komün meclisleri toplumun her kesiminden ayrılan kontenjanlara göre herkesin adaylığını koyabilme hakkına sahip olduğu bir seçim gerçekleştirildi. Yeni anayasayı halk yapacak. Başkan ya da siyasi partiler sürece müdahale edemeyecek.

72 saat içinde çalışmaya başlayacak Kurucu Meclis varolan meclisi feshetme yetkisine sahip. 545 temsilcisiyle aynı meclis binasının Oval Salon’unda toplanacak. 1999’da Anayasa yapılırken Kurucu Meclis öncekini feshetmişse de buna direnilmişti. Çatışma bir yıl kadar sürdükten sonra yeni anayasanın büyük halk desteğiyle onaylanmasıyla durdu. Fakat sonra Chávez’in gerçekleştirdiği millileştirmelere karşı yeniden ayaklanma başlattılar. Her kalkışmada yenildiler.

 

18 yıl önce yapılan ilk Bolivarcı anayasa devrimin başlangıcıydı. Geçen süre içinde sistemi onararak ve reformlar yaparak ilerledi Chávezciler. Emperyalizm kuşatmayı daralttıkça savunmaya çekildiler. Ülkeyi bir iç savaşa sürüklememek ve daha önemlisi bir emperyalist müdahaleye gerekçe yaratmamak için temkinli davrandılar. Buna Venezuelalılar “Devrimin Aklı” diyorlar. Seçimlerden önce faşist lider Leopolde Lopez hapishaneden çıkarılıp evde gözetime alındı. Amaç seçimlerin sakin geçmesiydi. Seçimlerde halkın desteği alınmasıyla devrim ayağa kalktı. Lopez yeniden ait olduğu yere gönderildi.

Kuşatma sınırlara kadar daraldı. Kolombiya, Venezuela sınırına silahlı güçlerini yığmış durumda. ABD önce arka bahçe köpeklerini salacak. İç ve dış düşman birleşti. Emperyalizmin bu kuşatması Venezuela’yı yeni bir devrimci sıçramaya zorluyor. Sağcılar “Küba tipi devlet yaratılıyor” diye boşuna feryat etmiyor. Komün meclisleri iktidara geliyor. Venezuela tam bir halk egemenliği kurma yolunda sağlam adımlarla yürüyor.

DEVRİMİN GÜCÜ: HALK- ORDU BİRLİĞİ

Krizlere rağmen halk devrime olan desteğini sürdürüyor. Ancak devrimin iktidar olması için bu yetmiyor. Arjantin’de halkçı başkan Cristina Kirchner geçen yıl %56 desteğe rağmen iktidarı elinde tutamadı. Tek eksiği orduydu. Arjantin ordusu fiziki ve siyasi gücünü uzun zaman önce yitirmişti.

Venezuela’da Bolivarcı Silahlı Kuvvetler, “Comandante” Chávez’e çok derin biçimde bağlılığını sürdürüyor. Hiçbir güç Venezuela ordusunu devrimi ve vatanı savunmaktan alıkoyamaz. Geçen son on beş yılda Silahlı Kuvvetlerden çıkan her subay Chávez’e bir evladı kadar bağlıdır. Bolivar’ın bağımsızlık ideali ve Chávez’in devrimci ruhu Venezuela Silahlı Kuvvetlerinin varlık sebebidir. ABD’ci muhalefet silahlı kuvvetlerde tek bir taşı yerinden oynatmayı başarsaydı bugün Maduro hayatta bile olmazdı.

Uluslararası düzlemde Venezuela Çin ve Rusya’yla stratejik ilişkilere sahip olduğunu da gözden kaçırmamak gerek. Bugün ABD Ukrayna’ya silah yığarken Rusya’nın Venezuela’ya sırtını dönmesi ya da Çin’in Pasifikte ABD tacizleriyle boğuşurken Latin Amerika’yı terk etmesi beklenemez.

Obama Stratejisi önce zayıf kuleleri düşürmek üzerine kuruluydu. Brezilya, Arjantin ve Paraguay’da işbirlikçi yönetimler yarattı. Kolombiya, Şili ve Peru zaten ittifakıydı. Fakat buna karşı halen güçlü bir Bolivarcı Cephe var. Bolivya, Ekvador, Nikaragua, Küba Venezuela’ya desteklerini açıkladılar. Diğer yandan AB’de Venezuela’ya karşı bu kadar sert yaptırımlar uygulamak gerekip gerekmediği konusunda kafalar net değil.

ABD her ne kadar Maduro’yu hedef alıyormuş gibi görünse de aslen Venezuela’ya vuruyor. ABD Hazine Bakanlığı Venezuela ile iş yapan devlet, kurum ve kişileri cezalandıracakları açıkladı. Venezuela’nı tek gelir kaynağı petrol. Uluslararası piyasaya petrolünü satamazsa ne yapacak. Asıl soru budur.

Bolivarcı devrim ayağa kalktı ve düşmanın üzerine yürüyor. Maduro’nun, Trump’a seslendiği gibi “elinden geleni ardına koyma” diyor. Halk devrime sahip çıkıyor. Bolivarcı ordu “tek bir yabancı postalı bu topraklara basarsa son neferimiz ölene dek savaşacağız” açıklaması yaptı. Dört yüz bin halk milisi silahlanmaya hazır bekliyor. Venezuela’ya yönelik her hamlenin uluslararası sistemde kırılmalara yol açacağı bir döneme girdik. Eğer Venezuela yanarsa ateşi Latin Amerika’nın her köşesine yayılacak. Bu savaşın parolası ise “Vatan yahut Ölüm!” olacak.

İlgili Terimler :

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.